Dumlupınar Denizaltısı

dumlupınar denizaltı

Dumlupınar Denizaltısı Hikayesini hiç duymuş muydunuz?

Dumlupınar denizaltısı hikayesi; bu bir ülkenin hazin öyküsü, bu temelinde bir aşk hikâyesi yatan hüzünlü bir gerçek…

Nara Burnu açıklarında yaşayan genç ve güzel bir kız, gönlünü bir deniz astsubayına kaptırmıştır. En büyük sorunları o güzel deniz astsubayının mezun olup genç kıza evlenme teklif etmesidir. Okul nihayet biter. Nara Burnu’nda oturan güzel kıza deniz astsubayı biraz buruk gelir. Kız biraz bundan huylanır, acaba benden ayrılacak mı? Çocuğun suratı biraz bozuktur.

“Ne oldu sevgilim bir şey mi var?” der genç kız.
-Sevgilim mezun oldum ama beni denizaltıya verdiler.
“Eee” der kız.
-Yani biz denizciler zaten ayda bir kaç kere evimize uğrayabiliyoruz. Bir de şimdi denizin altındayım. Benden ayrılmak istersen anlayışla karşılarım.
Kız der ki; “Ben seni bırakmam.”
“Böyle diyeceğini biliyordum zaten.” der genç astsubay,  bir kitap ve bir fener uzatır sevgilisine hediye olarak. Çiçek ve şeker beklerken kız şaşırır.
-Bu kitap ne bu fener niye?
-Bak sevgilim bu mors alfabesi kitabı, bu da fener. Eğer harfleri yazmayı öğrenirsen her ay 2-3 defa Nara Burnu’ndan, Çanakkale’den satıhtan yani su yüzeyinden geçermişiz belki haberleşebiliriz. (e tabi o zaman Gsmler yok)

dumlupınar denizaltı

Kız çok mutlu olur ve hemen başlar çalışmaya sevgilisinden ayrılır ayrılmaz. Genç astsubayda ilk seferine çıkar. Kız evde antrenmana başlar. Kısa kısa uzun a, uzun uzun kısa b,bütün harfleri ezberler. Hatta bütün harçlığını kendi günlüğünde pile yatırdığını da anlatır.  Babadan gizli. Annenin haberi var, baba bilmiyor.

Genç ilk seferinden telefon açar.
“Sevgilim ne olur bu cuma ee saat tam 11 de gece olduğunda satıhtan geçeceğiz orda ol mesajını bekliyorum.”  Kapatır,  sıra kalabalık. Genç kız çalışmaları hızlandırır. İlk defa geçecek sevgilisi. Kısa kısa uzun uzun uzun kısa, derken karanlıkta satıhtan geçen bir denizaltı görülür. Kızcağız fenerle çalıştığı kelimeleri yazar.

Seni seviyorum.

Denizaltının küpeştesinde sigara içen denizciler mors alfabesi şeklinde gelen bu duygusal sevgi sözcüğüne şaşırırlar.  Allah allah ne oldu derken genç çıkar. Konutanından müsaadeyle;
-Efendim kız arkadaşım müsaade eder misiniz fenerimle cevap yazayım.
Komutan gülümser.
-Ne feneri oğlum geç projektörün başına.
Cevap verir;

Sonsuza kadar.

Genç kız mutlu bir şekilde uyur. aradan 1,5-2 ay geçer. tekrar seferde olan genç Nara Burnunda ki güzeller güzeli kız arkadaşını arar.
-Sevgilim bu cumartesi gece yarısı Nara Burnu’ndan geçeceğiz lütfen orada ol. Bütün arkadaşlarıma anlattım seni, herkes hayran bize. Yalnız dikkat et bu sefer filo halinde geçiyoruz başka denizaltıya yazma he!
Kız derki; “O karanlıkta ben nasıl bilebilirim hangisi senin denizaltın.”
-Merak etme sevgilim Nara Burnu’na ilk girecek denizaltı bizim, filonun en önündeyiz.

Genç kız heyecanla beklerken, deniz astsubayın içinde bulunduğu denizaltının çok hazin bir randevusu vardır. Çünkü gencin içinde bulunduğu denizaltının küpeştesinde Dumlupınar yazar.  Dumlupınar denizaltısı Nara Burnu açıklarında gecenin bir yarısı hakikaten gencin söylediği gibi Türk donanmasının en önünde giden denizaltısıdır.

Tarih: 4 Nisan 1953. Nato tatbikatından dönen Türk filosu Dumlupınar önderliğinde Çanakkale’ye girdiğinde Dumlupınar denizaltısı, Nabolant adlı İsveç bandıralı gemiyle çarpışır. Geminin İsveç bandıralı olması çok manalı çünkü her kuzey ülkesi gibi Nabolant’ın önünde de jilet gibi buzkıran vardır. Ters manevra gerçekleştiremeyen Dumlupınar’ı ikiye böler Nabolant ve Dumlupınar denizaltısı, Çanakkale’nin soğuk sularına sessiz bir balina çığlığıyla inmeye başlar. Genç kız ve tüm denizciler olan bitenden habersizken gördüğü ilk denizaltıya mesajını yazar.

“Seni seviyorum.

Denizaltıda bir şaşkınlık olur çünkü Dumlupınar zannettiği denizaltının küpeştesinde 1. İnönü yazmaktadır. 1. İnönü Denizaltısı hemen önlerinde giden Dumlupınar’ın kaza yaptığından habersiz olarak şaşırırlar.

“Demek anlatınlar doğruymuş, demek o astsubay yalan söylemiyormuş. Hakikaten bir sevgilisi var demek ki ama kızcağız yanlış yere gönderdi onun sevgilisi dumlupınarda öndeydi.”
Komutan bağırır;
-Merakta bırakmayın kızı ha Dumlupınar ha 1.İnönü verin kıza cevabını. Gençler projektörün başına geçer ve kızcağız merakta kalmasın diye aynı cevabı yazar;

Sonsuza kadar.

Ve Dumlupınar hakikaten sonsuza kadar sürecek bir uykuya dalmıştır.

Nabolant yaptığı kaza haberini hemen gerekli birimlere haber verir. Koordinatlarını verir ve 10 numaralı kurtarma motoru Üsteğmen Suat Tezcan komutanlığında Dumlupınar’ın battığı alana gelir. Denizaltıları battıklarında battı şamandırası denen sarı renkli bir şamandıra bırakır su üstüne. İçinde bir ahize ve bir kabloyla denizaltının manevra dairesine bağlıdır. Anladığınız gibi çok ilkel bir yöntem.  O kablo kopmayacakta o fırtınada battı şamandırası bulunacak. 2 saat içerinde bulunur Dumlupınar’ın battı şamandırası, bu konuda çok şanslıdır ve Üsteğmen Suat Tezcan’la Dumlupınar’da sağ kalan 22 denizci arasında şu tarihi konuşma geçer.

-Alo aşağıdan, alo Dumlu ben Üsteğmen Suat Tezcan, beni duyan var mı orda?
-Komutanım ben Selami astsubay, duyuyorum sizi.
-Selami kaç kişisiniz, neredesiniz?
-Manevra dairesindeyiz komutanım, 22 kişiyiz benimle beraber.
-Diğer dairelerle bir irtibatınız var mı?
-Yarım saate kadar kıç batarya dairesiyle konuşuyorduk ama şimdi onlarında sesi çıkmıyor komutanım.
-Tamam Selami sakin ol, hemen arkadaşlarına emrimi ilet, konuşmasınlar, şarkı söylemesinler, sigara içmesinler.
-Baş üstüne komutanım, komutanım manometremiz 267 kadem gösteriyor doğru mu?
 Üsteğmen Suat yutkunur ve der ki “Tamam Selami sizi kurtaracağız.”
 Selami astsubay bu ilginç soruyu tekrarlar “ Komutanım manometre 267 kadem gösteriyor, doğru mu?”

Bu soru, denizciler için çok açıktır ifadesi, 267 kadem demek 90 küsür metredir ve o durumdaki bir denizaltıdan, o an anlaşılır ki kimse kurtulamayacaktır. Üsteğmen Suat üstlerine bilgi verir kurtarma çalışmaları çan adlı organizmayla yapılmaya çalışılır ve birçok denizci kramp ve basınç altında dalmaya çalışır arkadaşlarını kurtarmak için. Üsteğmen Suat moral vermek için kurtaran gemisinden Dumlupınarı bir kez daha arar, son kez.

-Alo Selami ben Üsteğmen Suat.
-Emredin komutanım.
-Selami, arkadaşlarına söyle, konuşabilirler, şarkı söyleyebilirler, sigara içebilirler.
Selami astsubay bu emrin ne demek olduğunu çok net anlamıştı, 22 denizciyle beraber tek bir yürekten Dumlupınar denizaltısı içinde son ses duyuldu ;

VATAN SAĞ OLSUN!!!

Ceyhun Yılmazın anlatımıyla hikayeyi sizler için yazıya döktüm.Devamını bir sonraki yazımda okuyabilirsiniz.












Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir